24 Mart 2012 Cumartesi

ayraçlar

Bu yıl eklediğim birkaç yeni çeşit, sevildiler, merakım hangi kitapların içine girdikleri.

nostaljiye devam-kaleideskop


Çocukluğumuzda daha ilkelleri vardı.  Minicik bir objeyle saatler geçirilen zamanlar. Standa koydum, görenlerin bazısı anımsadı, kimleri ilk kez görüyorum dedi. Epeyce satıldı. Baktığımızda görünenleri fotoğrafladım.
Kaleideskop iyidir, düş gücünü besler.

benim sinemalarım

Yaz! Kolda hırkalar, minder, çiğdem çitlemece, buz dolu kovadan gazoz. Yerli, yabancı film, farketmez! Gülünecek, ağlanacak, korkulacak, düş düşe sarılacak.
 Ailecek oturulacak locaları bile vardı, mutaassıp babaların tercihi.
Gönül Sineması, sonraki adı Harputlu. Harputlular çalıştırıyordu son zamanlar.
Geçende gezdik, işte etrafında ampulleriyle perdesi ve ne amaçlı kullanıldığına dikkat etmediğim makine dairesi.

28 Şubat 2012 Salı

yeraltı edebiyatı!


“Eninde sonunda hepimiz, köpekler gibi olmasa da, öyle ya da böyle yalnız öleceğiz. Bu kesin! Ama doğruyu söyleyerek nereye varabiliriz? Söz konusu olan edebiyatsa, okur sahiden doğruyu duymak ister mi? Doğruyla yüzleşmeye cesareti var mı okurun?”

ALTAY ÖKTEM

Türk romancıları arasında, Fatih Kaynak dışında açık açık 'ben yeraltı edebiyatçısıyım' diyen bir yazara pek rastlamıyoruz. Bunda şaşılacak bir şey yok, çünkü 'yeraltı edebiyatçısıyım' demek, 'yazdığım kitabı okumayın' demekle eşdeğer. Yeraltı edebiyatı, gerçeklikle doğrudan yüzleştiren bir edebiyat ki; kimsenin yaşadığı hayatla ve kendiyle yüzleşmeye tahammülü yok günümüzde.


Türk edebiyatı açısından durum böyle ama dünya edebiyatının ülkemizdeki okunurluğuna bakarsak da, Bukowski ve Chuck Palahniuk'un dışında yaygın bir okur kitlesi bulabilmiş bir yeraltı edebiyatçısına rastlamıyoruz. Bu iki isim de yeraltından çekip çıkartıldıktan, popüler dünyanın yeraltı ikonu haline getirildikten sonra geniş okur kitlesine ulaştılar. Kısacası onlara popülizmin 'yeraltı kontenjanı'nda yer açıldı, o kadar.

Başka bir ülkede karşılaştığın bir İngiliz ya da İtalyan açısından Türk olduğun için öteki; Hıristiyan açısından Müslüman olduğun için öteki; eşcinsel açısından erkek ya da kadın olduğun için ötekisindir. (Tersi daha çok geçerli ama kabul edelim ki heteroseksüel olmak da azımsanmayacak ölçüde ötekileştirme nedenidir artık)


Aslında bu hassas konulardan hiç söz etmediği halde, su gibi akıp giden diliyle, belli bir düzeyin altına hiç inmeyen merak ve heyecan dozuyla, keyifle okunan bir macera romanı tadında  kitap, daha kapağını kapatır kapatmaz bu iddialı konuları düşünmemize neden oluyorsa, zaten iyi  kitaptır!

Sadece sokak aralarında yaşayanların değil, ışıltılı Kaf Dağları'na bile çıkanların köpekler gibi yalnız ölmeyeceğini kim garanti edebilir? Hayattaki -hangi tür hayatta olduğu önemli değil- bütün hayatlardaki tek gerçek bu: Hepimiz, istisnasız hepimiz köpekler gibi yalnız öleceğiz. Fatih Kaynak da bunu söylüyor işte. Doğru söylüyor!

30 Aralık 2011 Cuma

yeryüzünün yaban domuzu püskürttüğü gün

...
Benim hayvanlarla gezinmeme, hayvanlarla konuşmaya, hayvanlarla bağrışmaya gitmem hiç kimseye kaygılandırmıyordu. Ne de olsa bir keresinde Küba'da tuhaf bir lokantada denizayısı bifteğini teklifini geri çevirmiştim, ayrıca leopar derisinden yapılmış asker kepi modeli şapkalar giyen kadınlarla çıkmamayı  da prensip edinmiş biriydim. Anlayacağınız hayvanlarla aram gayet iyiydi.
...

                                                                                 TOM ROBBİNS/ Geriye Uçan Yaban Ördekleri

12 Aralık 2011 Pazartesi

dün geceden...

"Farkında olmadan, bizimle rastlaşan ya da bizi çevreleyen insanların tutkulu düşlerine gireriz. Ve arzulayan kişinin kabalığı, yetisizliği, yaşı ya da duyarsızlığına; tutkuyla istenen kişinin saflığı ya da utangaçlığına rağmen böyledir bu, kendi tutkularını dile getiremeden bir başkasına yönelirler belki. Böylece her birimiz bedenini herkese açar ve onu herkese teslim eder."
                                                                MARGUERİTE YOURCENAR

6 Aralık 2011 Salı

salyangoz hikayesi

Herşey Ozan'ın sümüklü hikayesiyle başladı."Hocam içiniz kalkacak akşam saati." Yok canım olur mu, çok komik bir öykü bu, hem ben hayranım bu hayvanlara, yaz bahçelerinde ne güzel, ah ne güzel ipek yollar çizerler, insan bakmaya doyamaz" derken..

İki gece sonra sokaktan gelen gürültüyü kesmek adına yataktan fırlayıp salon penceresini kapamaya hızla yekindiğimde, kapının yanında, parkenin üstünde bi "şeye" bastım, ki anlayamadım ne olduğunu, kağıtla toparlayıp yerden attım çöpe, aklıma takıldı iki gün boyunca.

İki gün sonra koltukta otururken arka balkona doğru baktığımda gördüm halıların üzerindeki "Ah, ne güzel ipek yollar." Tanrım bi salyangoz gezmiş evde, üzerine basılan, çöpe atılan," üzüntüyle birlikte hafif bir iç kalkması.

İki gün sonra gece geldiğimde öyle duyargalarıyla falan bilgisayar ekranının üstünde hemen, duvarda bir yenisi. Sanırsınız bağ evinde oturuyorum, az izlemece sonunda uygunca uğurlama.

Bayramda kahve içerken Sadık'a (Yemni) anlatıyorum olan biteni. "Geleceğin erken kurgulanması!" diyor, iyi mi?

Ben bu tarifle de olan bitene hala şaşırmama şaşırarak yatışıyorum. Bir bilinmeyeni açıklamak için şık bir cümle yeterlidir nasıl olsa benim için.

Bitiyor mu, hayır! Mine Söğüt'ün yeni kitabı çıkmış, "Deli Kadın Öyküleri." Kitabı Bahadır Baruter resimlemiş. Bayıldığım çizgilerle. Kapakta öte dünyalardan gelmiş gibi bir kadın, kucağında salyangoz, elinde koca bir bıçak.

Ben daha ne diyeyim?

Geleceğin erken kurgulanmasıymış!

Vay be!