19 Mart 2010 Cuma

ŞİİRİM OLSUN...


Bugün başlıyor şiir günleri. Eksik kalacak değilim elbet. Hiçbir biçimde gitmemeye karar vermiş olsam da dün akşamdan beri kentime ayak basmış olan şairlerin tedirgin imgeleri sızıyor bu evin içine. Yüreğin kapıları sözcüklere nedenli nedensiz kapanmış gibi görünse de işte uyanılmıştır gece yarısı ve farkına varılmıştır vahim halin.

Çekmece şairi diye dalga geçile geçile özümüzle, çekmeceler de kilitlenmiş sonunda, anahtarı kayıp denizlerin diplerinde kaybedilmiştir bir kez daha.

Aslında ben yazanın kendi halinde olanını severim. Yaratıcılık adına güneşten bir parça koparmaya çalışan insanoğlunun şu iz ve toz varoluşu hep acıklı bir yerden sızlatır burnumun direğini. Öyle ya karınca gibi olmalı şair dediğin. Sonuçta ihtiyacın olan her şey etrafına serpilmiş beklemekte seni. Sözcük dediğin, imge dediğin, ritim dediğin ne ki? Hepsi birkaç santim uzağında seni bekler durur. Sana kalan derleyip toparlayıvermek. Say, bir minik menekşe demeti. Sonrası elden, dile.

Hal böyleyken, uzun zamanlar, uzun uzun susulur nedensizce.

Adına şiir denilen heves kuşu bir eskimonun, bir mısırlının omzuna konmuştur da bin yıl önce senden esirger kendini.

Verili hayatın bitip tükenmek bilmez safsatası seni esir almıştır sonunda.

Unutursun hergün hazırladığın yapılacaklar listesine iki yudum dize eklemeyi.

Hatta birkaç nefeslik imge derlemeyi. Unutmasan da zihninin labirentlerinde harcarsın sesin estetiğini.

Oysa pekala bilirsin tam da ihtiyacın olan eksik şiirindir. Ve yeniden başlarsın serin güneşli sabaha dizelerle, bitirebilmeyi de umarak;


biz o yaz,
incirin her bir çekirdeğine
süt emzirdik
aşkımızdan...

narın tanelerini
sonbahara bıraktık...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme