26 Nisan 2010 Pazartesi

REHBERİMİZDEN BİR MASAL


Eskilerde bir sultan bir türlü evlenmiyor. Erkan varis derdinde, lalasının ısrarı üzerine kırk gün içinde yanıtlamasını istediği bir soru soruyor sultan.


Bir hayvan düşün diyor, kürkü giyilecek, eti yenecek ve deeeeeeeeeee canlı kalacak.


Lala tıpkı sizler gibi bulamıyor yanıtı. Ama pes etmek yok, karışıyor halkın arasına başlıyor sormaya. Tam yirmisekizinci gün bir evin kapısını çalıp konuk oluyor. Ev sahibi yaşlı adama yöneltiyor soruyu. Adam ben bilemedim ama akıllı bir kızım var ona soralım diyor. Lala'nın aklı yatmıyor yatmasına da çaresiz kıza soruluyor soru.


Kız bundan kolay ne var diyor, hayvanın tüylerinden giysi dokuyup giydiririz, yumurtalarını keser pişirir yeriz, e hayvan da ölmez.


Lala etekleri zil çalarak koşuyor sultana anlatıyor bir bir duyduklarını. Sultan diyor ki bunu bilmek senin haddin değil, hele söyle kimden öğrendin cevabı. Kızdan bahsediyor mecburen adamcağız, sultan da kızı saraya getirtiyor.


Bundan sonrası kırk gün kırk gece düğün sananlar fena yanılıyor elbet. Bizim rehbere yakışır mı buncacık basit hikaye?


O anda mı patlıyor savaş, yoksa bizim müşkülpesent sultanın önceden ayarlaması mı bilinmez, sultan savaşa gitme kararı alıyor. Giderken de rahat durur mu, yeni zorluklar koşuyor kızcağıza.


Diyor ki bu sandığa 99 altın koydum, kilitleyip anahtarını boynuma astım, döndüğümde altınlar 100 olacak. Altımdaki at benimle savaşa gidiyor, döndüğümde bahçede taylarını göreceğim. Yetmedi, sen de hamile olacaksın ve deeeeeeeee çocuk benden olacak.


Şimdi ben olsam kızcağızın yerinde uygun bir laf söylerdim ama, masal bu, sesini çıkarmıyor garibim.


Bir vakit sonra, Duran Bey adlı yeniyetme biri savaşı izlemek için izin istiyor sultandan ve kuruyor çadırı alana sultanla satranç oynamak karşılığında.


Daha ilk oyunda yeniyor sultanı- kızmıştır da büyük ihtimal hazret- ödül olarak boynundaki anahtarı istiyor. İkinci oyunda yine yeniyor ve -aman aman- birkaç günlüğüne atını istiyor.


Sultan denilen bu herifler şimdikiler gibi seri yalancı değil istemeye istemeye veriyor ufarak adamın istediklerini.


Sıra geliyor üçüncü oyuna ki breh breh! Yenilivermez mi bizim Duran Bey. Sultanım diyor kazandığınız oyunun hediyesi bir cariye benden size bu akşam. Sultanda da sadakat hakgetire bana göre, halvet oluyor cariyeyle.


Elbet benim arif okuyucum anlamıştır hikayenin sonunu da, yine de yazayım dalgın olanlar için. İşte bu Duran Bey dediğimiz tüysüz ufarak kızcağızın ta kendisi. Anahtarı almış sandıktaki altını tamamlamış. Atı almış dölleme işini halledip tayları garantilemiş.Ve de cariye kılığında çocuğu karnına koymuş.


E, sultan da kızın aklına hayran kalıp onunla evlenmiş. Masal ya bu, kesin düşük falan yapmamıştır bizim kız, hatta çocuk da oğlan olmuştur varis adına.


Benim anlamadığım a kızım, sen bu sorunlarla uğraşırken cariye olsun da ne olursa olsun diye başkasının koynuna giren, yorgunu bu kadar yokuşa süren bir adamla ne diye evlenirsin? Sultan bile olsa. Ki bu tarih, bu masallar ne sultanlar gördü ve de görmekte.


Bana uymazdı valla.

Hem erkek dediğin akıllı kadını neresine dürsün?


Hem itiraz et hem de anlat, bu da bana yakışır işte :))

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme