26 Nisan 2011 Salı

AZ

" Diyebilirsin ki, bir insanı, fotoğraflarından ve hakkındaki haberlerden ne kadar tanıyabilirsin? Haklısın. Belki de çok az... O zaman şöyle demeliyim: Seni az tanıyorum... Az...
Sen de fark ettin mi? Az dediğin, küçücük bir kelime. Sadece A ve Z. Sadece iki harf. Ama aralarında koca bir alfabe var. O alfabeyle yazılmış onbinlerce kelime ve yüzbinlerce cümle var. Sana söylemek isteyip de yazamadığım sözler bile o iki harfin arasında. Biri başlangıç, diğeri son. Ama sanki birbirleri için yaratılmışlar. Yan yana gelip de birlikte okunmak için.Aralarındaki her harfi teker teker aşıp birbirlerine kavuşmuş gibiler. Senin ve benim gibi..."

İlk kitabı "Kinyas ve Kayra"yla aklımı çelen Hakan Günday, Az'da kendini aşmış. Korkuyu, düşgücünü, aklı fikri geçmiş, koşmaktan yorulmayıp durmayı unutmuş bir de.
Yeni dönem yazınımızda T. Robins tadında, Palanchuk'u (doğru mu yazdım şimdi bu çılgının adını) fersah ardında bırakmış. Yatırca'dan Londra'ya, masumiyetten pornoya salmış sözcük atlarını.
İyi yapmış yapmasına da, işten, uykudan, huzurdan feragat talebinde.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme