3 Nisan 2011 Pazar

kendimden NE haberler...

Bu blogda kendimle söyleşmeye (bir kaç dost dışında) başlayalı epey oldu. Yazdım, yazamadım, merak edildim bazen, yasaklara geldim, sonrasında damat torpiliyle yerli yerinde işte yazdıklarım.
Kış bitmek bilmedi, iş bitmek bilmedi, dert, tasa, sorun, hastalık, diz ağrısı bitmek bilmedi bu yıl.
Huzur adına sadece Tanpınar'a dönebildik yüzümüzü süreçte.
Okumalar, yazmalar, görüşmeler, üretmeler, ödemeler, sevmeler, sevilmeler, iyi olmalar yeterince, yine bir başka bahara kaldı.
Nazım'da başlayan atölye serüveni onbeş civarında kararlı-verimli-dost-meraklı yazar adayıyla sürüyor. Her dersten önce ders çalışan birine dönüştürdü beni ki, iyi yanımdır.
E şimdi bin yıllık düşümüz"sussesi" de yolda.
Kapağını kadim dostum Nail hazırladı.
Yüzünü görmediğim, ama sesini sevdiğim İstanbul'lu grafiker Sezin'le bıcır bıcır konuşuyoruz günde kaç kez.
Eşber Abi'miz ağır duruyor tane tane sözcüklerinin arkasında.
Muzaffer Kale, dostum Menekşenin Sayılı Günleriyle patlattı ağır topu.
Gözümü korkuttu doğrusu.
Sina'yla kelebek kovaladı gözlerimiz dünkü etkinlikte. Şiir kelebeği dedim içimden, Menekşeler için geldi.
Çocuklar üzgün, yorgun. Çocuklar iyi hissetmezse yanık olur anaların yüreği, bilirsiniz.
Gerisi iyilik sağlık demek isterdim, o da yok ortalıkta.
Şu yaşamak dediğin ölümün önünde eğlenmek desem, birileri kızacak biliyorum.
Ben nasıl bitireyim şimdi bu yazıyı?
Hayat tam da böyle bişey işte mi diyeyim, yine, bininci kez?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme