15 Eylül 2009 Salı

YILDIZ HANIM'IN İÇ ODASI

Yıldız Hanım eylülün bu sallanan sabahında erken kalktı. Aslında ortamın serinliği uzun ve yorucu düşler sunuyordu hala. Aldırmadı.

Yıldız Hanım'ı kandırmak zordur bazen.

Herşey, hergün bilindik sırasında yürümektedir son zamanlarda. Yüze su, bardağa çay, küllüğe sigara. Ah, oysa hiç sevmez monotonluğu!

İptal olmasa da iki kez ertelenen bir randevu içini rahatlatmıştır birden ki dahli olmamasıdır içini sevindiren bir yandan. Bu koskoca gün, koskocaman karnıyla, saatleri ve imkanlarıyla kendisine kalmıştır, bir süre sonra kendine kızmasına da neden olabilir ayrıca.

Yıldız Hanım eline toz bezini alır, iç odanın tozlarını almaktır dileği. Nereden başlayacağını bilemez her zamanki gibi. Zaten son günlerde unutkanlık yumakları yuvarlanıp gitmiştir oraya, buraya.

Üzüntülerin tozları alınıp arşivlenecek, evhamlar susturulup ciltlenecektir. Vicdan azapları gözden geçirilip, ne kadarının kurtarılabileceğine bakılacaktır. Pişmanlık lekeleri en yeni çıkan en güçlü ürünlerle temizlenecektir. Korku, saklandığı yerden bulunup yatıştırılacak özenle tekrar saklanacaktır.

Cevaplar kitabının sayfalarını dilek dilemeden, hatta soru sormadan araladığını fark eder ki, bu kötüdür işte. Dün sabahtan beri cebinde hışırdayıp duran şiir, iyice buruşturmuştur sözcüklerini. Toz bezi küçük, çeşme uzak, su kesiktir üstelik.

Bu sallanan sabahta, iç odanın iç kapısından içeriye girmekle, dışarıya kaçmanın kararsızlığında, orada öyle durmanın, durup da bakmanın rahatlığında iç geçirmektedir artık.

Çayı soğumuş, külü dökülmüştür sigarasının.

Allah iyiliğini versin Yıldız Hanım, seninle mi uğraşacağız sabah sabah?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme