13 Ekim 2009 Salı

CANI SIKILANLAR İÇİN HAYAT BİLGİSİ


Yorgun prensesin canı sıkılıyor epeydir.

Can sıkıntısı artık hastalık oldu onda, yoksa sıkılmaya herkes kadar bir prensesin de hakkı vardır, itiraz istemem.

Her ay yazması gereken sayıda yazıyı yine yazamamıştır.

Kurduğu söylem yeterince güçlü bir intiba bırakamaktadır insanları üstünde.

Yakınlarda çıkacağı gezide anlatacağı hikayeleri kurgulayamaktadır gereken şiddette.

Gün bir uykuyla diğerinin arasına sandviçin peyniri misali döşeyebildiği zar gibi ince söylemlerle uçuşup gitmektedir.

Tebasını oluşturan kurşun kalemler sanki bir isyanın ilk neferleri gibi sırra kadem basmışlardı. Küflü sarayın her bir köşesi arandı, tarandı, geriye kalan birkaç yaşlı ve işe yaramazın dışında hiçbiri bulunamadı.

İki kocaman öykü cildi de bulunamadı. Belli, saraya yaman hırsızlar dadanmıştı, prensesi can evinden vuran. Hırsızların sabıka kayıtlarını bulabilmek için hafıza ustaya başvuruldu ki, hepten yararsız. Hafıza ustanın kendine yararı yok son günlerde.

Eh, dedi prenses içinden, bunca ihmal edersen sevdiklerini olacağı bu. Diğer prenseslerin aksine, bizimkisi halen bir susmaz vicdanı taşımaktadır. İyi bişey mi bu, bilmem, orasına siz karar verin.

Prenses küçük ülkesinin sınırları içinde, kendinden bekledikleri ve kendinden beklenenler arasında-bu ikisi de aynı şey belki, kim bilebilir- tıkanmıştır.

Tıkanıklığının tüm ülkeyi etkilediğini sanmakta, sanmakla da büyük bir yenilgiye adım atmaktadır aynı zamanda. Bir yandan da bilir ki, kocaman geniş karınlı bir yanılgıdır bu hayatın önünde. Bilir de seçenekleri gözardı eder. Bilir de bilmezden gelir. Bilir de elinden bişey gemez. Bilir de...

Aslında ve belki, ve sanki kesin; yorgun prenses hiçbir şey bilmemektedir olup biten hakkında...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme