24 Ekim 2009 Cumartesi

YILDIZ HANIMI SEVME DERSİ


Cumaya kadar yalnızca düşünüldü, düşüncenin tüm kapıları sonuna dek zorlanarak. Bişey çıkmadı, hiçbişey.

Aslında düşüncenin dağınık kümülüsleri omuzlarımıza dek ağmışken bunun mümkünsüzlüğü algılanmalıydı, hatırlanmadı nedense.

Cuma akşamüzeri Deniz'le savrulunca serinledi ortalık. Netleşti pek çok şey, kağıda serpildi usul usul.

Salı akşamı Dilizi'nde buluşuldu. Gönlün "çok acı var" dan yola çıkışına tanıklıktan, cozmosun büyük acısına dek sözcükler, sözcüklerle yüründü.

Çarşamba büyük gündü, son hazırlıklar tamamlandı, silahlar kuşanıldı, deneyimli krallardan son tavsiyeler ve başarı dilekleri edinildi. Yetmedi, Helen ülkesinden gelmiş iki güzelin Girit, Atina, Samos, İzmir türküleriyle bastırılmaya çalışıldı sinsi karın ağrısı heyecanımızın.

Sonrası bir fırtınaydı şömineli odada kopan. Kadın erkek 18 neferi yazının, sözcükleriyle katıldılar büyük savaşa. Üstelik şimdiye dek eşi görülmemiş bir özgürlük hakimdi alana. Disiplin, dayanışma, korku hakgetire.

Kanatlarının omuzlarından usulca fışkırdığını gördük neferlerimizin, söyledik de tespitimizi. Günün sonunda bu kanatlardan kopan tüyler uçuşuyordu şömineli odadaki fırtınada.

E, daha ne olsun?

Yıldız Hanım karanlıkta tıpır tıpır küflü köşküne doğru yürürken bir sonraki fırtınayı düşününce geri geliveren karın ağrısının dışında?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme