22 Aralık 2009 Salı

SEVGİLİ YÜZSÜZ HAYAT


İçimdeki o bildik acıyı ne sanat, ne kitaplar ne de dost sohbetleri unutturuyor son günlerde. Acı, yoksul evindeki sofra bezi gibi serilince yere, tanrım, sofraya konulanlar artıveriyor ki akıllara ziyan. Aptalca ölümler, insanın insana zulmü, iktidarın kendini bile unutan hali, çaresizlik, doğaya ihanet, sonrasında intikamı, şaşkınlık bozuyor gündelik hayatın kendi yağıyla kavrulan derbederliğini.

Böyle zamanlarda kendimle olmak ve susmak istiyorum. Nerede ve kiminle olursam olayım içimdeki acı sessizce harmanını savuruyor.

Bir hayat düşünün ki çünkü ben artık düşünemiyorum, kişisel tarihinde onca acıya tanıklık etmiş olsun, ve hala çile bülbülüm, gülüm sümbülüm sürsün. Hem de sesini çığlığa yaklaştırmışken, içini bu kahredici sessiz tanıklığa yatırsın.

Zihnimin içinde durmadan dönen umarsız belgesellerin eşliğinde takılara taş yapıştırıyorum son günlerde, toplu iğne başından küçük, kalbimin tozunu bırakıp evin tozuyla uğraşıyorum. Pazara gidiyorum, torbalar dolusu ot alıp yıkıyorum, haşlıyorum, dolapta koyacak yer kalmayıncaya. Belki böyle dönüyorum doğaya, belki böyle diye diye.

Kıyamet öncesi günleri hatırlatan günlerde yoksul soframızda ot çöp, unutmak için hepsi, belki, uzaklaşmak için yaşamdan bir nebze.

Dün bir avuç sözcük ve kavram serptim kağıda hatta şiir olsun diye.

Olmadı , olamadı.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme